Koyun, keçi, sığır ve deve isimleriyle bilinen erkekli-dişili “sekiz eş” hayvanı, kurban edilebilecek hayvanlar olarak tercih ve tayin etme işinde tek yetkili elbette Kur’ân’dır. Kur’ân’a bakacağız. Cevabımızı Kur’ân’dan alacağız.
İslâmiyet öncesi cahiliye Arapları bazı hayvanları bazı şartlarla haram sayarlar, yemezlerdi. Meselâ beş defa doğuran ve beşinci yavrusu da dişi olan deveye “bahîra” derler ve yemezlerdi. Bu hayvanların kulaklarını çenterler; etini yemezler, sütünü sağmazlardı ve bu hayvanları putlara bırakırlardı. Sâibe dedikleri yine bir kısım develeri putlar namına serbest bırakırlar; sütünü içmezler ve sütünü sadece misafirlere ikram ederlerdi. Biri erkek, diğeri dişi olmak üzere ikiz doğuran koyun veya deveye vâsile derler ve erkek yavruyu puta kurban ederlerdi. On nesli dölleyen erkek deveye ham derler; etini yemezler, serbest bırakırlardı.
Devamını oku »
1- Kesme yerine kadar yürüyebilen hayvan kurban edilebilir, adak olarak da kesilebilir. Fakat kötürüm derecesinde topal ise kurban edilmez.1 Ubeyd bin Feyruz (ra) anlatmıştır: Berâ’ya dedim ki: “Resûlullah’ın (asm) kurbanlık hayvanlardan kesilmesini yasakladıklarını bana söyle.”
Berâ (ra) şöyle dedi:
“Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm eliyle işâret buyurarak: ‘Dört hayvanın kurban edilmesi câiz olmaz. Bunlar: 1- Tek gözü tamamen kör, 2- Çok hasta, 3- Yürüyemeyecek derecede topal, 4- Yürüyemeyecek kadar ayağı kırık olan.”2
2- Kurbanlık hayvana bir medenî insana davrandığımız kadar yumuşak, nâzik, kibar, sevecen, şefkatli, merhametli ve incitmemeye azamî özen gösteren bir duyarlılıkla yaklaşmalıyız.
Devamını oku »
Kurban, sözlükte yaklaşmak demektir. Dinî bir terim olarak ise kurban, belirli şartları taşıyan bir hayvanı Allah’a yakınlık sağlamak ve ibadet niyetiyle usûlüne uygun olarak boğazlamak demektir.
Kurban kesmek bir ibadet olduğundan, kurbanı ibadet niyetiyle kesmeliyiz. Çünkü emir vardır. Dinî hükümlerin illeti, yani özdeki sebebi emirdir. Üstad Bedîüzzaman’ın da işaret ettiği gibi, ibadetlerin “taabbüdîlik” ciheti, yani emr olduğu için yapılması ciheti her zaman, hikmetinden önce gelir.1
Devamını oku »
Henüz fırsat varken kendi hür iradesi ile iman etmeyen bir inançsızın, ölüm gelip çattığı ve gözünden perdenin yavaş yavaş kaldırıldığı zaman, ilahî azaba uğrayacağından artık emin olduğu halet-i ye’ste,(ümitsizlik halinde iken) kendi ihtiyarı ile değil de, korku ve ümitsizlik sâikiyle iman ettiğini söylemesine “iman-ı ye’s” denilir. Daha önceden iman ettiği halde, günah ve isyandan yakasını kurtaramayan bir fâsıkın tam öleceği sırada günahlarından tevbe etmesine de “tevbe-i ye’s” adı verilir
Kelam ve Akaid kitaplarında, hâlet-i ye’s üzerinde tafsilatlı bir şekilde durulmuş; bu halin başlangıç anı, hangi vakitleri içine aldığı ve o esnada yapılan imanın ve tevbenin makbul olup olmadığı hususundaki görüşler detaylıca ele alınmıştır. Bu mütalaalara esas teşkil eden ayet-i kerimelerden birinin meali şöyledir: “Kötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine gelip çattığında “Şimdi gerçekten tevbe ettim!” diyenlerin ve bir de kafir olarak ölenlerin yaptığı tevbe makbul değildir. İşte öyleleri, kendileri için çok acı veren bir azap hazırladığımız kimselerdir.” (Nisa, 4/18 Devamını oku »