
Namazı gerek cemaatle kılalım, gerekse tek başımıza kılalım fark etmez; namazdan sonra tesbîhat yapmak Sünnet-i Seniyyedir. Tesbîhât cemaatle birlikte yapılabileceği gibi, ferdî olarak da yapılabilir.
Allah’ı zikretmek, noksanlıklardan yüce tutmak ve şükretmek namazın özüdür. Tesbîhâtta otuz üçer defa tekrar edilen “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allâhu ekber” ve “Lâ ilâhe illâllah” mübarek kelimeleri namazın çekirdekleri hükmündedir. Bu kudsî çekirdeklerin namazın içinde de yer alışı, manevî hayatımız için ne büyük önemi bulunduğunu anlatmaya yeter.1 Nitekim Resûlullah (asm) Efendimiz: “Bizim namazımız tesbîh, tekbir ve Kur’ân’ı okumaktan ibarettir; onda dünya kelâmı konuşulmaz!” buyuruyor.2
Devamını oku »
Niyet; kalbe ait olan kat’i bir azimdir. Mükellefin oruç tutacağını kalbi ile bilmesi ve azmetmesi niyet hükmündedir. Kişi oruçlu olduğunu bilmesi niyettir. Bunu dili ile söylemesi ise sünnettir. Nehrü’l Fâik’te de bu şekilde zikredilmiştir (Fetevay-i Hindiyye, I, 195).
Namaza niyet dille söylemek şart değildir. Hangi namazı kılacağını bilmek niyet hükmündedir. Dil ile söylemek de sünnettir.
Hanefi mezhebine göre her türlü ibadetlerde niyet kalbidir dil ile söylemek şart değildir. Dil ile söylemek sünnettir.
Oruç önemli bir ibadet çeşididir. Oruç şehvete, günaha ve nefsin bir kısım baskılarına karşı bir “kalkan veya bir perde” (1) olması yönünden, şeytana karşı irade gücünü artırıcı bir özelliğe sahiptir. Bu konuda Efendimiz (s.a.v) de, Kadir Gecesi şeytanın faaliyetlerinin kısıtlanıp, insanları ifsat etmesine izin verilmediğini (2), Arefe günü Allah tarafından büyük günahların bağışlanıp, rahmetini yeryüzüne indirmesi sebebiyle şeytanın hor ve hakir olarak öfkelendiğini haber vermektedir. (3)
Devamını oku »
Madden ve manen kirlenmis bir dünyada yasiyoruz. Bir taraftan teknolojinin, diger taraftan ahlâkî çöküntünün getirdigi kirlilik dünyayi yasanmaz hâle getirmektedir. Deniz, göl ve irmaklarimiz teknoloji atiklariyla çöplüge dönüsmekte, ormanlarimiz yanginlar ve vahsi katliamlarla yok edilmekte, daglarimiz kellesmekte, ova ve yaylalarimiz çöllesmektedir. Fabrika bacalarindan yükselen zehirli dumanlar atmosferi kirletirken, nükleer ve kimyasal silahlar demoklesin kilici gibi basimizda sallanmakta, bu güce sahip devletler büyük bir terör estirmekte, güçsüz toplumlarin, mazlum milletlerin kanini emmektedirler.
Devamını oku »