Bediüzzaman Hazretlerinin bu sözü, iki milyar Müslüman’ın kanayan yarasına merhemdir: İnanç birliği, sosyal birlikteliği gerektirir demektir. Müslümanların her konuda birlik ve beraberlik içinde olmaları, ortak düşmana ortak tepki vermeleri, ortak problemlerini ortak katkılı çözümlerle aşmaları, ortak projeler üretmeleri, ortak işler yapmaları, emredilen, arzu edilen, olması gereken ve olmadığında kesinlikle çaresizlik getiren, gözyaşı getiren, düşmana boyun eğiş getiren, can damarı gibi önemli bir husustur. Kur’ân “İnneme’l-mü’minûne ihvetün”—Mü’minler kardeştirler—diyerek mü’minleri kardeşlik ibadetine çağırırken; Müslümanların kardeşlik ibadetinde sınıfta kalmaları günümüzdeki perişanlığın da en korkunç müsebbiplerinden değil mi? Öyle ki, Irak kendi başına boğuşurken, Filistin kendi başına ağlıyor, Endonezya yapayalnız çığlık atıyor, Afganistan kendi derdine kendisi yanıyor. Hindistan, Pakistan, Bangladeş… Emperyalist ülkelerin yemi, yiyeceği olmuş yıllar yılı. Kimse kimsenin derdine yanamıyor. Diğer yandan zenginlikten, keyften, varlıktan, rahattan kendinden başkasını görmeyen Müslüman ülkelerin sayısı da az değil. Bunun mahşer gününde her halde hesabı kolay olmayacak.
Devamını oku »
Yazan: admin Kategori İnsan
Aile hayatı Cennetten bir köşedir. Allah için bir araya gelmiş ve bir hayat arkadaşlığı kurmuş eşler de aslında birer âhiret dostudurlar. Birbirlerini dine, takvaya ve Allah korkusuna Allah için sevk ederler. Birbirlerini haramdan korumaya Allah için çalışırlar. Birbirlerini Allah’a itaate Allah için teşvik ederler.
İki türlü kıskançlık vardır: Biri haram, diğeri sünnettir. Sırayla görelim:
1- “Hased” karşılığı kullanılan kıskançlık. Müslüman kardeşinin iyiliğini çekememekten ve kötülüğünü istemekten ibaret olan bu kıskançlık, bir kötü huydur. Haramdır.
Devamını oku »
Yazan: admin Kategori İnsan
Nefsin kendini kınaması ve bu hâlin bir aydınlık gibi her davranışa sirayet etmesi, sürekli bir mânevî yükselişin de adıdır. Her kınamayı bir merdiven, her itirafı bir yükseliş, her kendini ithamı bir terakkî, her pişmanlığı bir tevbe bilmelidir. Bu böyle devam ettiği sürece, Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla—inşaallah—bu irtifadan geriye dönüşün olmaması umulur.
Ancak bu acı bir reçetedir. Nefsimize bunu kabul ettirmek her zaman pek kolay olmayabilir. Çünkü onun tabiatında takdir edilmek, ilgi çekmek, yüceltilmek, hatasız bilinmek, kusursuz görünmek, övünmek, üste çıkmak… vs. gibi duygular vardır. Şeytanın sevdiği duygulardır bunlar. Şeytan gururunu yenebilseydi secde emrine neden isyan edecekti ki? Şimdi de bizimle uğraşıyor. Bu menfezlerden birisinden her gün giriyor ve hepimizi her zaman yoklayıp duruyor şeytan. Bu açıdan aslında hepimizin birbirimize hep hayır duâya ihtiyacımız var.
Devamını oku »
Yazan: admin Kategori İnsan
Ehl-i dünya, kelime olarak her ne kadar “dünyada yaşayan ve dünyayı çok seven” mânâlarını taşıyor olsa da, terim itibariyle “dünyayı her şeye tercih eden, mukaddesatı dünyaya feda eden, dünyayı âhirete tercih eden, sırf dünya için yaşayan, haram helâl demeden dünyanın her türlü lezzetlerini takip eden kimselere” ehl-i dünya denmektedir.
Cenâb-ı Hak dünyayı ve dünyadaki her şeyi güzel yarattığını, fakat bunların geçici olduğunu, aldanılmaması gerektiğini, asıl dönülecek ve varılacak yerin Allah’ın huzuru olduğunu bildiriyor. “Nefsanî arzulara, kadınlara, oğullara, hesapsız şekilde biriktirilip istif edilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, davarlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katıdır.”1
Devamını oku »