Meleklere iman, İslâmiyet’in iman esaslarından ikincisidir. Yerler ve gökler meleklerle doludur. Bedîüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle; yeryüzünün küçüklüğüyle birlikte hayat ve şuur sahibi mahlûklarla cıvıl cıvıl doldurulmuş âdeta bir hayvanlar mahşeri hüviyetinde olması, ulvî ve yüksek burçlar sahibi olan gökyüzünün de hayat, şuur ve idrak sahibi mahlûklarla dolu olduğunu bize gösteriyor.
Ruh gerçeği
Ruhun ne olduğu Resûlullah Efendimiz’e (asm) sorulmuş; Allah Resûlü (asm) soruyu vahye havale etmiş ve Cenâb-ı Hak’tan şu vahiy gelmiştir: “Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh Rabb’imin emrindendir. Size o ilimden ancak az bir şey verilmiştir.”1
Bize ruh bilgisinden az bir şey verildiği bildirildiğine göre, ruhla ilgili elde ettiğimiz bilgilerle yetinmemizde fayda var. Yukarıdaki âyeti tefsir ederken ruhun tanımı üzerinde Bedîüzzaman Saîd Nursî (ra) önemle durur. Der ki: “Ruh; zîhayat, zîşuur, nurânî, vücûd-u haricî giydirilmiş, câmî, hakîkattar, külliyet kesb etmeye müstaid bir kânun-u emridir.”2
Tanımdan yürümeye çalışalım: Ruh hayat sahibidir. Ruh şuur sahibidir. Ruh nuranîdir. Ruha vücûd-u haricî giydirilmiştir. Yani, bu İlâhî emre, haricî bir hüviyet ve mahiyet kazandırılmıştır, hususî bir kapsamlılık ve bütünlük verilmiştir.
Ebû Musa’nın (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerife göre Efendimiz (asm), Cenâb-ı Haktan naklederek buyurmuşlardır ki: “Bir kulun çocuğu öldüğü zaman Cenâb-ı Hak meleklerine, ‘Kulumun biricik evlâdının ruhunu aldınız mı?” diye sorar. Melekler, “Evet” derler.
Cenâb-ı Hak, “Demek kulumun ciğerparesinin ruhunu aldınız” buyurur.
“Evet.”
“Peki, kulum ne dedi?”
“Sana hamd etti ve ‘İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciûn=Biz Allah’tan geldik ve Ona dönüyoruz’ dedi.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Öyleyse kulum için Cennette bir saray yapın ve adını da hamd Sarayı koyun.”1 Devamını oku »
“28. Mektub’un 6. Meselesi sayfa 353’te geçen ‘halk-ı Kur’ân’ meselesini açıklar mısınız? Kur’ân’ın ezelî ve ebedî bir kelâm olduğunu biliyoruz ve öyle inanıyoruz. Fakat bu konu hakkında yeterli tarihî bilgimiz olmadığı için tam cevabını bulamadık. Ayrıntılı bilgi verir misiniz?”
Hicretin yüz ellili, ikiyüzlü yıllarında itikadî mezhepler İslâm’ın inanç ve itikat meselelerini öyle tartıştılar ki, ortalık neredeyse toz duman oldu. Tartışılmayan hiçbir mesele kalmadı. Müslüman zekâlar ve dehalar İslâm’ın fikir hürriyetine tanıdığı hakkı kıyasıya kullandılar. Batıl mezhepler türedi. Bunlara karşı ehl-i sünnet caddesini koruyan ve savunan hak mezhepler meydana geldi. Ehl-i Sünnet mezhepleri İslâm itikadını batıl mezheplere karşı tartıştı, savundu, ispatladı.