İslâmiyetn ilk devirlerinde Kâbenin çevresi putlarla çevrili olduğu için,Kudüsteki Mescid-i Aksaya yönelerek namaz kılınıyordu.Medineye hicretten sonra,kuzeye yönelen müslümanlar ,arkalarını Kâbeye dönmek zorunda kaldılar.Yahudiler de:”Hem dinimizi beğenmiyor,hem de bizim kutsal mekânımıza dönüyorsunuz.”Diyorlardı.
Bütün bunlar Allah Rasulünü sun derece üzüyordu.Hicretten iki yıl sonra,şaban ayının 15.gecesi Sevgili Peygamberimiz,Medine kenarında ikamet eden Bişr b.Beranın annesini ziyarete gitmişti.Beni Seleme yurdunun mescidinde öğle namazını kıldırırken,ikinci rekâtta Bakara suresinin 144. âyetleri nâzil oldu.”Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.” Bu emir üzerine Sevgili Peygamberimiz ve ardından cemaat safları ile birlikte Kâbe istikametine yöneldiler.
Dört rekâtlı öğle namazının ilk iki rekâtı Mescid-i Aksaya,diğer iki rekâtı da Kâbeye dönülerek kılındı.Bu nedenle bu mescide “Kıbleteyn” yani iki kıbleli mescid adı verildi.
Tövbe resmî bir törenden ibaret değildir. Tövbe insanın özünde meydana gelen bir pişmanlıktır, insanın Allah için günahtan dönmeye ciddî karar vermesidir.
Dinimizde ümitsizlik yoktur. Allah Kur’ân’ın birçok âyetinde Kendi Yüce Zatını bize “Erhamü’r-Râhimîn”, “Settâru’l-Uyûb”, “Ğâfiru’z-Zenb” isimleriyle tanıtır. İşte bir âyet: “Muhakkak Ben, tevbe eden, îmân eden, amel-i sâlih işleyen ve hidâyet üzere olan için Ğaffâr’ım (çok mağfiret ediciyim).”1
Esas olan tövbe etmektir, Cenâb-ı Allah’tan mağfiret istemektir, Allah’ın affına sığınmaktır. Ve bunda halis olmaktır, bunu Allah korkusuyla yapmaktır. Dinimizde günah ne kadar büyük olursa olsun, affedilmeyeceğini ummak yoktur. Peygamber Efendimiz (asm); “Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizlerin yerine günah işleyip de hemen Allah Teâlâ’dan mağfiret isteyen ve Allah’ın da kendilerini bağışlayacağı bir kavim yaratırdı.”2 buyurmak suretiyle Cenâb-ı Allah’ın, kulun istiğfar etmesine verdiği ehemmiyeti bildirir. Kul, bilerek veya bilmeyerek hata eder, yanılır, sürçer, ayağı kayar, büyük veya küçük günah işler. Fakat Allah korkusuyla günahlarından pişman olduğu anda, Cenâb-ı Hakk’ı Ğafûr, yani hadsiz mağfiret Sahibi ve bağışlayıcı olarak yanında bulur. Devamını oku »
İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere Başbakanı Churchill radyoda konuşma yapmaya gidiyormuş. Radyoevinin kapısına gelince, bindiği taksinin şoförüne sormuş:
-Beni yarım saat bekleyebilir misin?
Karanlıkta müşterisinin yüzünü seçemeyen şoför:
-Özür dilerim, sör, ama başbakanın konuşmasını dinleyeceğim.
Churchill yurttaşının bu ilgisinden pek hoşnut kalarak iki sterlin uzatmış. Şoför parayı aldıktan sonra yerlere eğilerek selam vermiş:
Yemişim Churchill’i, burda sizi bekliyorum, efendim.
“Gençlerinizin hayırlısı ihtiyarlarınıza benzemeye çalışanlar; ihtiyarlarınızın kötüsü de gençlerinize benzemeye çalışanlardır” hadis midir? Bundan murad nedir?
Elcevap: Hadis olarak işitmişim. Murad da şudur ki: En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.
Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat