İmamlık yapan Hafız Enver Ceylan, imamlık yaptığı camide Bediüzzaman’ın namaz kılışını, “Sirkeci’de halkın tehacümünden kaçtığı için sakin bir yer olan bizim camiye gelmişti. Namaz kılışına çok dikkat ettim. Namazı yavaş yavaş sofiler gibi kılıyordu. Keskin hareketlerle kılıyordu. Çevik, tam bir delikanlı gibi kılıyordu. Sırtındaki cübbe ve sarığı ile Asr-ı Saadet Müslümanını andırıyordu” (Son Şahitler, 4:461) cümleleriyle anlatır.
Devamını oku »

BİR ÖNCEKİ yazıda, Risale-i Nur’un hem de bir ‘rüya tabiri’ni içeren risalenin en başında yapılan ‘tahkik mesleği’ vurgusuna rağmen ‘rüya’lara atfedilen ziyade önem problemine; hem de, Risale-i Nur’un ‘şahs-ı manevî’ vurgusuna rağmen ‘şahsîleştirme,’ ‘belli bir şahsa işaret çıkarma’ zaafına işaret etmiştik.
“Yirmisekizinci Mektub”un “birinci risale”sinde sözkonusu edilen rüya, Risale-i Nur’un tamamı, ilgili risalenin tamamı ve ilgili rüyanın tamamı dikkate alınarak okunmalıydı bu yüzden.
Devamını oku »

BUGÜNLERDE DİLİNİN ucundan düşen ‘mahalle baskısı’ tabirinin (sui)istimaliyle gündeme oturan Prof. Dr. Şerif Mardin, “Modern Türkiye’de Din ve Değişim” üstbaşlığını taşıyan “Bediüzzaman Said Nursî Olayı” kitabının yayınlandığı dönemde de dile getirdiği bir görüşten dolayı özellikle dindar entellektüellerin gündemine oturmuştu. Prof. Mardin’in bu kitabında dile getirdiği, Bediüzzaman Said Nursî’ye ‘Newton mekanizmi’ne mensubiyet atfeden görüş, ‘İslâmcı entellektüeller’ tarafından bir anda neredeyse sorgusuz bir kabul görüverdi.
Devamını oku »

Zekât, bakmakla yükümlü olduğumuz astlarımıza ve üstlerimize verilmez; fakat yanlara verilir. Yani çocuklarımıza, torunlarımıza, eşimize, anne ve babamıza, dede ve ninemize zekât veremeyiz.
Fakat bu silsilenin dışındaki yakın akrabalarımıza öncelik sırasına göre zekât verebiliriz. Zekât verirken muhtaç olan en yakınımızdan başlamamız sünnettir. Zekât verebileceğimiz silsileyi yakından uzağa doğru sıralayacak olursak: Muhtaç ve fakir olması durumunda, erkek ve kız kardeşlerimiz, kardeş çocuklarımız (yeğenlerimiz), hala, dayı, teyze ve amcalarımız veya bunların çocukları, komşularımız, iş arkadaşlarımız, mahalle ve belde sakinleri ve sâir Müslümanlar bizim vereceğimiz zekâttan öncelik sırasına göre hissedâr olabilirler.