Yazan: admin Kategori İnsan
Bilâl ile iki saat önce tanışmıştım. Havaalanından, paralel olarak birbirimizin yanından geçerken bavullarımız çarpışmış, ve benim elbiselerim yere dökülmüştü. Hollanda’da katıldığım bir iş toplantısında ihâleyi kazanamamış ve sinirim tepeme çıkmıştı. Ama, kader deyip sabretmeye çalışıyordum. İşte böyle bir hırçınlık ânında çarpıştım Bilâl ile.Dağılan elbiselerimi yerden toplayıp, hırsla tam ayağa kalmıştım ki; samimi, masumâne, mütebessim bir çehre ile yüz yüze geldim. O anda gayri ihtiyâri ben de gülümsemek zorunda kaldım. Toplantı saatleri içine habis ruhlu, kertenkele suratlı insanları görmekten sıkıldığım bir hengâmeden sonra böyle asil bir kartalı andıran duruşu, ve içten, mütevâzi yüz mimikleriyle Bilâl karşıma çıkıverince içim birden ısınıverdi Ona. Bilâl; “Özür dilerim beyefendi. Hızlı hızlı gelişinizi farkedemedim” dedi mahcup bir tavırla. “Önemli değil , başımıza geleceği varmış” dedim sîneye çekerek. Bilâl, “ İki saat sonra uçağım kalkacak, eğer müsâitseniz şurada oturup bir şeyler içelim. Hem sohbet etmiş hem de tanışmış oluruz. “Peki neden olmasın” dedim sükûnetli bir hâl içerisinde. Devamını oku »
Yazan: admin Kategori İnsan
Mezar, ekser insanların duymak ve hatırlamak istemediği bir kelimedir genellikle. Elini sürdüğü, dokunduğu mezar taşı, canından çok sevdiği bir yakının da olsa yine de buzz gibi… İnsanların inşa ettikleri mezarlar dünyevîleşmiş kalpler kadar taşlaşmış. Sımsıcak bedenin konduğu yer, buz gibi mermerlerle kaplanıyor. Önceden sadece mezar olduğunu belirtmek için bir iz bırakılan kabir topraklarının üzerleri şimdi mermer lahitlerden bir şehre dönüşmüş. Dünyevîliğin çamuru bir parça buralara da bulaşmış yani. Geride kalan bazı insanlar “ene”lerini tatmin edip ille de dünyayı güzel görmek için kendilerine göre kabir kapılarını büyükçe sütunlarla süslemişler. Tabii o süslü taşların ilgi çekici cazibesiyle nazarları taşlara bağlayıp, kabrin asıl yüzünü saklamaya çalışmışlar, ama güneşi üflemekle söndüremedikleri gibi ölüm gerçeğini de gizleyememişleri bir türlü. Devamını oku »
Bedîüzzaman, sadece bir din âlimi değil, aynı zamanda bir mütefekkir ve dahidir. Doğrudan doğruya Kur’an’dan alarak Risâle-i Nur adlı eserlerde muhtaçlara sunduğu hakikatler, sadece mazi ve hali değil, istikbali de aydınlatmıştır denilebilir. 20. asrın islamiyet açısından meş’um olan suratı, onun ümidlerini ye’se çevirememiştir. En sıkıntılı günlede dahi, herkes me’yûs iken o ümidini arttırarak devam ettirmiştir. “Ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılâbâtı içinde en yüksek gür sada, islamın sadası olacaktır” diyerek haykırırken, âlem-i islamla alakalı hep müjdeli haberler vermiştir. Devletin yaptığı hayatî hatalarda ise, acı da olsa, en yüksek makam seviyesinde yetkilileri ikaz etmeyi de bir millî ve dinî görev addetmiştir. Devamını oku »
Bedîüzzaman, sadece nazariyat insanı değil, aynı zamanda üç devir görmüş yani mutlâkıyet, meşrutiyet ve cumhuriyeti yaşamış bir tatbikat adamıdır. Kendi şahsî ubûdiyetini asla ihmâl etmediği gibi, başta Osmanlı Devleti ve daha sonra da Türkiye olmak üzere, bütün âlem-i İslamda ve hatta tüm dünyada meydana gelen siyasî ve sosyal hâdiseleri de islamın ulvî düsturlarına göre değerlendiren ve tesbitini islama göre yapan nâdide bir dava adamıdır. Zaman, hep onu haklı çıkarmış ve aksi fikirde olanları utandırmıştır. Şimdi tesbitlerinden bir iki misal verelim: Devamını oku »