“Atatürk! Türkün Atası, Türk milletine Cumhuriyeti bağışlayan, onu yoktan var eden altın saçlı mavi gözlü ilah!” desem,
Bu, Atatürk’e ne katar, Atatürkçülüğe ne katar, Türk milletine ne katar, cumhuriyet değerlerine ne katar, tarihe ne katar?
Hiçbir şey!. Sadece ben, yalancılık ve pespaye bir yağcılık vasfı kazanmış olurum!
-Peki Atatürk bu cumhuriyetin kurucusu değil mi?
-Elbette!
“Ama cumhuriyet onun eseridir, bizi yalnızca o kurtardı, o olmasaydı biz bir halt olamazdık” gibi yağcılık ve yalakalıklara sanırım Mustafa Kemal de itibar etmezdi. Devamını oku »
İstanbul İlim ve Kültür Vakfının tertiplediği 8. Bediüzzaman Sempozyumu başarıyla tamamlandı. Dünyanın dört bir köşesinden 90 bilim adamının katılımıyla gerçekleşen sempozyumu Türkiye’de 10 bini aşkın insan takip etti.
Sempozyumun konusu adaletti. Bu ana başlık altında Müslüman ve gayrimüslim bilim adamları, Risale-i Nur’un konuya yaklaşımını çeşitli açılardan analiz ve müzakere ettiler. Bir bölümü veya özetleri kitapçıklar halinde yayınlanan tebliğlerin tam metinleri ve oturumlarda yapılan müzakerelerin zabıtları da herhalde neşredilerek ilim ve fikir mahfillerine ulaştırılacak. Devamını oku »
Alasdair MacIntyre’ın da iddia ettiği gibi Aydınlanma, bize ‘hayat, özgürlük ve saadet arayışı’ gibi idealleri veren ve iyilik, doğruluk ve adalet gibi ahlakî kavramları yeniden tanımlayan bir dönem olarak yüceltilmiştir. MacIntyre özellikle Aydınlanma projesinin ahlakîliği bir taraftan onu insan doğası algılayışının üzerine rasyonel olarak yerleştirirken diğer taraftan onu her türlü erekbilimsel (teleolojik) destekten arındırmak suretiyle doğrulama gayretine girişmesini eleştirir. Doğal bilimler Aristocu erekbilim yaklaşımının fizik ve biyoloji alanlarındaki geçersizliğini ispat ettiğinden Aydınlanma filozofları aynısını ahlak teorisi için de yapabileceklerini düşünmüşlerdi. Sonuçta ellerinde kalan bir taraftan doğrulamak istedikleri özel bir Hıristiyan burjuva ahlakı, diğer taraftan da insan doğasının gerçekliğine dair yine özel bir anlayıştı. Baskın olarak seküler çevrelerde yetişmiş insanlar olarak bizler dilbilimci Uwe Poerksen’in modüler dilin ‘tiranlığı’ adını verdiği olayla sürekli karşı karşıyayızdır. Aslında ‘itina’ veya ‘refah’ veya ‘yaşam kalitesi’ diye bir şey yoktur; ama bu sözler gerçek manaları hiçbir zaman sorgulanmadığı halde pek çok insan için güzel ve faydalı manalar işmam ederler. Adalet de böyle bir sözdür. Devamını oku »

Bu gece yine seni düşünmeye başladım. Yine dediğime bakma, başka gecelerde bu kadar düşünmüyorum, gafletteyim aslında. Bu geceyi özel kılansa, senden duyduğum bir cümleydi.
Kendime, bu fırsatı kaçırma kalk konuş, dedim.
Ama sabah dörde kadar kalbimden yol bulup aklımdan geçenleri rüyalarıma harç yapıp erteledim.
Dilim belki tercüman olamaz, ne söylediğimi görmem lazım ve de başkaları görsün diye, yazmaya başladım. Şimdi sana sesleniyorum, öncelikle itiraf ediyorum.
Seni sevdiğimi, hem de çok sevdiğimi sana defalarca söyledim, biliyorsun. Senden önce de sevdiklerim oldu bunu da duydun, ama sen başkaydın. Benim dünyamı değiştirdin. Diğerleri artık sadece senin güzelliğini artırıyordu dünyamda. Seninle bakmaya başladım hayata, seninle görmeye başladım kendimde kendimi, bendeki beni.
Devamını oku »