Bayramlar, cennetteki huzur ve mutluluktan dünyaya indirilmiş küçük, çok küçük bir hissedir. Tüm bayramlar, insanin cennete olan özlemini artirmalidir.. Ve bu özlemle, hayatin tümünü hayirli kilmanin, vahiyle inşa olmanin ve vahiyle hayati inşa etmenin çabasi gösterilmeli degil mi?
Hatirlayalim Yasin suresinin, yani ki “Ey insan!” suresinin cenneti hatirlatan ayetlerini: “Orada bitimsiz bir hazzi yasayacaklar ve arzu ettikleri her şey onlarin olacak. Rahmet kaynagi olan Rabbin sözüyle gelen tarifsiz bir mutluluktur (cennet).” (36.57-58)
Hatirlayalim ve başlayalim cennetimizi inşa etmeye. Burada, bu dünyada, hemen ve şimdi. Önce yüreklerimizi kurtaralim işgalden. Orayi bir cennet galerisine çevirelim Orasini imana mahbes degil imana saray kilalim. iman oranin mahkûmu degil hakimi olsun.
Dilimize ferman, dizimize derman olarak yürüsün.
Sonra içimizdeki cenneti bulundugumuz mekana taşiyalim. Evden başlayalam ve evlerimizi cennetin dünyadaki şubesi etmenin savaşini verelim. Yilmadan, yikilmadan, pes etmeden. Oralar imanin karargahi olsun. Meydani, bu topraklari cehenneme çevirmek isteyen arsizlar ve ugursuzlar güruhuna birakmayalim.
Yalniz kendimizin degil, bu topraklarin da bayrama susadigini unutmayalim.
Ve esas bayramin özlemini hep içimizin en aydinlik yerinde zamani gelince dogurulacak nurtopu bir bebek gibi büyütelim.
Bayramimiz mübarek, akleden kalbimiz münevver olsun
Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd
Unutmamak için seccadenize “Tekbirleri Unutma!” yazısı iğneleyebilirsiniz!
Teşrik tekbiri, Kurban bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir. Kurban Bayramının ilk gününe “yevm-i nahr”, diğer üç güne ise “eyyâmü’t-teşrîk (teşrîk günleri)” denir. Bayramdan bir gün önceki güne de “arefe günü” denir.
Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmiüç farz namazının arkasından birer defa
“Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd” diye tekbir getirilir ki, buna “teşrîk tekbiri” denir. Anlamı şöyledir: “Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Hamd Allah’a mahsustur”. Tekbirlerin bu şekli Hz. Ali ve Abdullah b. Mes’ûd (r. anhümâ)’ya dayanır.
Devamını oku »
Arefe, Kurban Bayramından bir önceki gün, hicrî takvime göre Zilhicce ayının 9. günüdür. Başka güne arefe denmez. Ülkemizde Ramazan Bayramının bir önceki gününe de arefe denmiştir. Resulullahın (sav) bildirdiğine göre:
“Günlerin en faziletlisi arefe günüdür. Faziletçe cumaya benzer. O, cuma günü dışında yapılan yetmiş hacdan faziletlidir. Duaların en faziletlisi de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz de: Lailahe illallah vahdehu la şerike lehu. (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur) sözüdür.” (Muvatta, Hacc 246) Devamını oku »
Koyun, keçi, sığır ve deve isimleriyle bilinen erkekli-dişili “sekiz eş” hayvanı, kurban edilebilecek hayvanlar olarak tercih ve tayin etme işinde tek yetkili elbette Kur’ân’dır. Kur’ân’a bakacağız. Cevabımızı Kur’ân’dan alacağız.
İslâmiyet öncesi cahiliye Arapları bazı hayvanları bazı şartlarla haram sayarlar, yemezlerdi. Meselâ beş defa doğuran ve beşinci yavrusu da dişi olan deveye “bahîra” derler ve yemezlerdi. Bu hayvanların kulaklarını çenterler; etini yemezler, sütünü sağmazlardı ve bu hayvanları putlara bırakırlardı. Sâibe dedikleri yine bir kısım develeri putlar namına serbest bırakırlar; sütünü içmezler ve sütünü sadece misafirlere ikram ederlerdi. Biri erkek, diğeri dişi olmak üzere ikiz doğuran koyun veya deveye vâsile derler ve erkek yavruyu puta kurban ederlerdi. On nesli dölleyen erkek deveye ham derler; etini yemezler, serbest bırakırlardı.
Devamını oku »