1- Kesme yerine kadar yürüyebilen hayvan kurban edilebilir, adak olarak da kesilebilir. Fakat kötürüm derecesinde topal ise kurban edilmez.1 Ubeyd bin Feyruz (ra) anlatmıştır: Berâ’ya dedim ki: “Resûlullah’ın (asm) kurbanlık hayvanlardan kesilmesini yasakladıklarını bana söyle.”
Berâ (ra) şöyle dedi:
“Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm eliyle işâret buyurarak: ‘Dört hayvanın kurban edilmesi câiz olmaz. Bunlar: 1- Tek gözü tamamen kör, 2- Çok hasta, 3- Yürüyemeyecek derecede topal, 4- Yürüyemeyecek kadar ayağı kırık olan.”2
2- Kurbanlık hayvana bir medenî insana davrandığımız kadar yumuşak, nâzik, kibar, sevecen, şefkatli, merhametli ve incitmemeye azamî özen gösteren bir duyarlılıkla yaklaşmalıyız.
Devamını oku »
Kurban, sözlükte yaklaşmak demektir. Dinî bir terim olarak ise kurban, belirli şartları taşıyan bir hayvanı Allah’a yakınlık sağlamak ve ibadet niyetiyle usûlüne uygun olarak boğazlamak demektir.
Kurban kesmek bir ibadet olduğundan, kurbanı ibadet niyetiyle kesmeliyiz. Çünkü emir vardır. Dinî hükümlerin illeti, yani özdeki sebebi emirdir. Üstad Bedîüzzaman’ın da işaret ettiği gibi, ibadetlerin “taabbüdîlik” ciheti, yani emr olduğu için yapılması ciheti her zaman, hikmetinden önce gelir.1
Devamını oku »
Laikçiler, karşı tarafı “durmadan başörtüsü konusunu gündemde tutuyorsunuz” diye itham etseler de asıl gece gündüz bununla meşgul olanlar kendileridir. Cumhurbaşkanı seçilecek başörtüsünü ileri sürerler, anayasa hazırlanacak başörtüsünden söz ederler, YÖK başkanı tayin edilecek başörtüsü yasağı ile ilişki kurarlar…
Dün akşam bir tv kanalında, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi (ö.ü.) bir kişinin başörtüsü konusundaki görüşüne yer veriliyor. Fıkıh, tefsir, hadis gibi konu ile ilgili İslam ilimlerinde uzman olmayan bu ö.ü. “başörtüsünün gerekli olduğuna dair bir ayetin bulunmadığını, ilgili hadisler arasında çelişkilerin bulunduğunu, başörtüsünün Yahudilik’ten geldiğini…” iddia etmiş. Eh, Türkiye’de -belli alanlarda- söz hürriyeti var, o da düşüncesini açıklayabilir; ama ilim adamına yakışan haddini bilmektir, uzmanlık alanına dahil olmayan konularda iddialı konuşmamaktır. Devamını oku »
|
İNSAN HAYATI, insanın ümitlerine, hayallerine, emellerine ve beklentilerine göre gerçekten çok kısadır. Ancak bu kadar kısa olmasına rağmen yine de günlük hayatın dağdağasından, bin bir türlü meşgalesinden bu kısa hayatı dahi anlamak, idrak etmek ve maksada uygun şekilde kontrolümüz altında tutmakta zorlanırız.
Gerçekte hemen hemen her şeyi hakkıyla anlamak ve kavramak için bütünündeki mânâyı kaçırmamak, en azından kısa bir özetini mutlaka bilmek ve akılda tutmak gerekiyor. Bu sebeple hayatın da kısa bir özeti hatırımızdan hiç çıkmamalı. Bu bakımdan Sözler’in baş kısmındaki hikayeler ve temsiller hayatın mânâ ve ehemmiyetini kavramak ve günlük hayatımıza maksada uygun olarak yön vermek ve sıkıntı ve dertleri esastan çözmek açısından vazgeçilmez prensipleri ihtiva eder.
Meselâ Sekizinci Söz’ü ele alacak olursak; dünya hayatının, gönderiliş gayesinin, etrafımızdaki eşya ve hadiselerin, karşılaştığımız sıkıntı ve zorlukların açıklama ve çözümünün velhasıl dünya ve âhiret saadetinin bir anahtarıdır bir fihristidir. Tüm Risâle-i Nur eserlerinde olduğu gibi Sekizinci Söz’ün de bir fihristesi vardır ve öğrenme tekniği bakımından da özetleri okumak önemli bir metottur. Şahsım adına fihristler genelde ihmal ettiğimiz bölümlerdir. Meselâ bu bölümde “Suhuf-u İbrahim’de aslı bulunan güzel ve parlak bir temsil” ifadesini yıllar sonra fark etmiştim.
|
Devamını oku »