17
Kas

Zülfü Livaneli: Bir yaz boyu Said Nursî okudum

   Yazan: admin   Kategori Makale

San’atçılar yaşlanıp hatıralarını yazmaya başlayınca, haklarında ilginç bilgilere de erişiyoruz. Livaneli’nin Sevdalım Hayat adlı son kitabı da bunlardan.

Zafer dergisinde (Kasım 2007) yayınlanan habere göre Zülfü Livaneli, gençliğinde bir yaz tatili boyunca Said Nursî’nin kitaplarını okumuş. Kendisine Said Nursî’den bahseden arkadaşları, eline onun bir kitabını, Asa-yı Musa’yı tutuşturmuşlar önce.

Kitabın üslûbunu ilginç ve ateşli bulan Livaneli, kitapta bir edebiyat tadı bulunduğunu itiraf ediyor. Muhtevaya gelince; okuduğu Kader bahsini Bediüzzaman’ın sanki Balzac’la, Kierkegaard’la, Camus’yla polemiğe giriyor gibi yazması ve çok mantıklı cevaplar vermesi karşısında hayran kaldığını ifade eden Livaneli, o yaz tatili boyunca kendisine verilen Said Nursî kitaplarını da bekletmeden okumuş. Devamını oku »

15
Kas

Nurcular ve solcular

   Yazan: admin   Kategori Makale

Dünkü köşe yazısında Ömer Laçiner’in ağzından 70′li yıllara ait bir hatırayı nakleden Emre Aköz, muhtemelen farkına varmadan bazı yanlış algılamalara sebebiyet vermiş.

Aktarılan hatıraya göre, özetle, hapishanede tutuklu bulunan solcu bir grup mahkûmun yanına, ayrıca “Nurcular” diye bilinen bir grup vatandaş getirilmiş… Bir–iki gün sonra, Nurcular avluya çıkarılıp bir güzel dövülmüşler. Solcular ise, bu duruma itiraz etmişler.

Dayağın sebebi şudur: Koğuşta namaz kılan Nurcular, kıble tarafına kasten getirilip asılmış olan “Atatürk posteri”ni namaz esnasında örtüyle kapatıyorlar.

Solcular olayı öğrenince, güya “Olmaz böyle şey, adamların inancına nasıl müdahale edersiniz ” diye bastırmışlar.

Aköz, hatıranın devamını şu sözlerle aktarıyor: Devamını oku »

7
Kas

BEŞİNCİ DEVÂ

   Yazan: admin   Kategori Risale-i nur

Ey maraza müptelâ hasta! Bu zamanda tecrübemle kanaatim gelmiştir ki, hastalık bazılara bir ihsan-ı İlâhîdir, bir hediye-i Rahmânîdir. Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsiz olduğum halde, bazı genç zatlar hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler. Dikkat ettim ki: Hangi hastalıklı genci gördüm; sair gençlere nispeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvânî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum, onların tahammül dahilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlâhî olduğunu ihtar ederdim. Derdim ki:

“Kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim. Hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki, dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı Rahîm inşaallah sana şifa verir.”

Hem derdim: “Senin bir kısım emsalin sıhhat belâsıyla gaflete düşüp, namazı terk edip, kabri düşünmeyip, Allah’ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zâhirî keyfiyle hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harap eder. Sen hastalık gözüyle, herhalde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsalindeki sıhhat bir hastalıktır.”

21
Eki

EBEDİYET HEDİYESİ

   Yazan: admin   Kategori İnsan

Bilâl ile iki saat önce tanışmıştım. Havaalanından, paralel olarak birbirimizin yanından geçerken bavullarımız çarpışmış, ve benim elbiselerim yere dökülmüştü. Hollanda’da katıldığım bir iş toplantısında ihâleyi kazanamamış ve sinirim tepeme çıkmıştı. Ama, kader deyip sabretmeye çalışıyordum. İşte böyle bir hırçınlık ânında çarpıştım Bilâl ile.Dağılan elbiselerimi yerden toplayıp, hırsla tam ayağa kalmıştım ki; samimi, masumâne, mütebessim bir çehre ile yüz yüze geldim. O anda gayri ihtiyâri ben de gülümsemek zorunda kaldım. Toplantı saatleri içine habis ruhlu, kertenkele suratlı insanları görmekten sıkıldığım bir hengâmeden sonra böyle asil bir kartalı andıran duruşu, ve içten, mütevâzi yüz mimikleriyle Bilâl karşıma çıkıverince içim birden ısınıverdi Ona. Bilâl; “Özür dilerim beyefendi. Hızlı hızlı gelişinizi farkedemedim” dedi mahcup bir tavırla. “Önemli değil , başımıza geleceği varmış” dedim sîneye çekerek. Bilâl, “ İki saat sonra uçağım kalkacak, eğer müsâitseniz şurada oturup bir şeyler içelim. Hem sohbet etmiş hem de tanışmış oluruz. “Peki neden olmasın” dedim sükûnetli bir hâl içerisinde. Devamını oku »


 domain